Mavi Kuş Anaokulu Nasıl Bir Yer
Mavikuş olarak Eğitim Programızdaki amacımız, okul öncesi eğitimin doğal araçlarıyla çocukların eğitimini ve onların zihinsel, psikolojik ve bedensel gelişimini en üst düzeye çıkarmaktır. Programımızın belkemiğini “etkin öğrenme” oluştur-maktadır. Bu yaklaşımda, çocuklara eylemleri hakkında düşünmeleri için yardımcı olunmaktadır. Programımızın ön koşulu, çocukların aktif olarak kendi seçimleri doğrultusunda faaliyet göstermeleridir. Uygulanacak eğitim programında günlük düzen, planla-yap-değerlendir sıralaması oluşturur. Bu üçlem çocuklara etkinlikleriyle ilgili seçimler yapma olanağı tanır. Yapılan seçim doğrultusunda aktif olan çocuklar, kendilerine ait olan kararları uygulamaktan büyük zevk alırlar. Bu da çocuklarımızı ğrenmeye daha açık ve hevesli olmaya iter. Yıllık, aylık, haftalık ve günlük plan yapılarak önceden belirlenen eğitim programımızı, çocukların ilgisini çeken, onların geçmiş deneyimlerinden yada meraklarından doğan PROJE KONULARI destekler. Sınıf içindeki anlık olaylardan ve çocukların yaşantılarından yola çıkılarak oluşturulan proje çalışmalarının temelini “fırsat eğitimi” oluşturur. Programda yer alan konuların öğretmen tarafından gözlenen obje yada olaylar yoluyla amaçlanan öğrenme, böylelikle kalıcı hale gelir. Yapılan bu çalışma, öğretmenlerimizin ve çocuklarımızın yaratıcı yönlerini güçlendirir; çocuklarımızın yaşamlarının her alanında öğrendiği bilgi ve beceriyi kullanma ve transfer etme yeteneği kazandırır.
Dünyada uygulanmakta olan yeni yaklaşım ve yöntemleri inceleyerek oluşturduğumuz eğitim programlarımızı ağırlıklı olarak bizi en çok etkileyen ve sistemimize çok yakın bulduğumuz; dünyada okul öncesi eğitimde en başarılı yöntemlerden biri olarak kabul edilen REGGİO EMİLİA sistemi yön vermektedir..
EĞİTİM FELSEFEMİZ
Çocuğu merkez olarak almak : Çocuklar güçlü, verimli ve yeteneklidirler. Bütün çocuklar öğrenmek ve çevrelerinin kendilerine sağladığı olanakları kullanmak için potansiyel, merak, ilgi ve hazırlığa sahiptirler. Öğrenme sürecinde çocuklar, aileler ve öğretmenler en önemli üç öğedir.
Çocuk ile işbirliği içerisinde olmak : Eğitim, çocuğa izole bir şekilde odaklanmak yerine her çocuğu içinde bulunduğu toplum, diğer çocuklar, öğretmenler ve aile ile bir bütün olarak ele almalıdır. Bu uygulamanın temelleri sosyal yapısalcı modele dayanmakta ve bu modelde de , insanların kendilerini arkadaşları, toplumun diğer bireyleri ve evrendeki diğer nesnelerle etkileşim kurarak biçimlendirdiği görüşü benimsemektedir.
Çocuğun kendisini ifade edebilmesi : Bu yaklaşım çocuğun zihinsel gelişiminin kelimeler, hareketler, çizim, boyama, heykel, kolaj, drama ve müzik gibi sembolik ifadelerle teşvik edilebildiğini, bunun da çocukların kendilerini ifade edebilme, beceri ve yaratıcılıklarının gelişmesinde inanılmaz düzeyde ilerleme kaydedebileceklerini gösterir. Çocuklar değişik materyaller kullanarak neler bildiklerini, anladıklarını, merak ettiklerini, hissettiklerini ve hayal ettiklerini keşfetmek ve ifade etmek hakkına sahiptirler. Bu yolla neler düşündüklerini değişik “diller” kullanılarak görünür hale getirmektedirler. Görsel sanatlar alanında eğitilmiş olan atölye öğretmeni, çocuklar ve öğretmenlerle yakın bir çalışmayla çocukların değişik materyalleri keşfetmesini ve bir çok yeni “diller” kullanarak düşüncelerinin görünür hale gelmesini sağlamaktadır.
Üçüncü öğretmen olarak çevre : Alanın dizaynı ve kullanım iletişimi, ifade etme gücünü ve karşılaşmayı cesaretlendirmelidir. Her köşe bir amaca hizmet etmeli ve hem çocuklar hem de yetişkinler tarafından değerli ve ilgi çekici bulunmalıdır.
Arkadaş , yetiştirici ve yol gösterici olarak öğretmen : Öğretmenler çocukların kendilerini keşfetmesini, kısa ve uzun süreli projelerde çalışmalarını kolaylaştırarak, ortak, açık uçlu keşif ve problem çözme deneyimlerinde yol gösterici olmalıdırlar. Öğretmenler çalışmalarını nasıl planlayacaklarına ve devam ettireceklerine karar vermek için çocukları yakından gözlemlemeli ve dinlemelidirler. Öğretmenler çocukların düşüncelerini, varsayımlarını, teorilerini keşfetmek, öğrenme ve keşif için fırsat tanımak amacıyla sorular sormalıdırlar.
Araştırmacı olarak öğretmen : Öğretmenler ikili olarak çalışmalı, diğer bütün öğretmenler ve çalışanlarla da güçlü ilişkiler kurmalıdırlar. Kendi çalışmaları ve çocukların çalışmalarıyla ilgili devamlı olarak tartışmalar, görüşmeler düzenlemeliler ve yorumlarda bulunmalıdırlar. Bu görüş alış-verişi yoluyla süre giden bir eğitim ve teorik zenginleşme sağlanmaktadır. Böylece öğretmenler kendilerini bir araştırmacı olarak görmekte ve çocuklarla birlikte kendi çalışmalarını da belgelendirmek-tedirler. Çocuklar da birer araştırmacı olarak kabul edilmektedirler. Bu ekip bir kaç okula birden hizmet veren pedagojik koordinatör tarafından da desteklenmektedir.
İfade etmenin belgelendirilmesi : Çocukların ve onlarla birlikte çalışan yetişkinlerin düşüncelerinin ifade edilme, sunulma şekline özen göstermeli ve dikkat edilmelidir. Öğretmenlerin çalışmalar ve çocukların öğrenme süreçleri hakkındaki yorumlarından, çocukların sözel dil gelişimlerinin yazılı hale dönüştürülmesinden, aktiviteler ile ilgili fotoğraflardan ve düşüncelerini ifade ettikleri diğer vasıtalardan oluşan panolar veya kitaplar oluşturulabilir. Bu sayede okuldaki öğrenme süreci tanıtılabilir. Belgelendirme ( dokümantasyon ) değişik amaçlara hizmet edebilir. Ailelerin çocuklarının deneyimlerinden haberdar olmasını sağlar. Öğretmenlerin çocukları daha iyi anlamalarına, kendi çalışmalarını değerlendirmelerine ve diğer eğiticilerle bilgi alış- verişinde bulunmalarına olanak sağlar. Belgelendirme ayrıca, çocuklara çalışmalarına değer verildiğini de göstermesi bakımından oldukça önem taşımaktadır. Son olarak, belgelendirme okulun tarihi ile ilgili bir arşiv oluşmasını sağlamaktadır.
Partner olarak aileler : Ailelerin katılımı çok önemlidir. Ve bunu bir çok farklı şekli mevcuttur. Aileler çocuklarının öğrenme süreçlerinde aktif rol üstlenirler ve çocuklarının okuldaki refahlarını sağlamada okula yardımcı olurlar. Ailelerin okulla paylaştıkları beceri ve düşünceler, aileler ve öğretmenler arasında bilgi alış-verişi, yeni eğitim yollarının geliştirilmesi ve farklı bakış açılarının birleşimi olarak algılanmalıdır. Öğretmenler ailelerin katılımını tehdit olarak değil işbirliği olarak görmelidirler.
YUVAYA YENİ BAŞLAYAN ÇOCUK
Çocukları yuvaya yeni başlayan ailelerin merak ettiği en önemli konu ; \"Çocuğumun yuvaya tepkisi ne olacak? Daha önce yuva deneyimi yaşamamış yada olumsuz yuva deneyimi yaşamış ve yarım kalmış olan çocuklar yuvaya ilk geldiklerinde anne babalarına sarılıp, içeri girmekte duraksarlar. Bu tepki çok doğaldır. Özellikle yeni başlayan çocuk için yuva sosyal yaşamın ilk adımıdır. Bu adım yoğun bir heyecan ve gerilimi de beraberinde getirir. Ayrıca çocuğun bu yaşlarda yoğun bir biçimde gereksindiği güven duygusu davranışlarının yönlenmesinde önemli bir etkendir. Bu anlamda çocuğun güven arayışına yanıt verilmesi ve yalnızlık duyumsamaması için başlangıçta yakın bir aile bireyinin çocukla birkaç gün yuvaya gelmesini yararlı buluyoruz. Aile ve yuva öğretmeni sağlıklı bir işbirliği yaparak çocuğa doğal uyumu için yeterli zamanı tanıdıklarında çocuk kendini daha güvenli hissederek bu yeni çevreye uyum sağlamaya başlayacaktır. Çocuk sürekli yuvada \"bırakılmayacağını\" yuva saatlerinden sonra tekrar evine ailesine döneceğini, yani onlar tarafından terk edilmediğini yeterince kavradıktan sonra güvensizlik duygusundan da kurtulmuş olur. Ancak unutulmamalıdır ki bu duygunun aşılması çocuk için çok önemli bir süreçtir ve bu süreçte yetişkinler çocuğa tutarlı davranıp, onun çelişkiye düşmemesini sağlamalıdırlar.
Bazı çocuklar da yuvaya gelir gelmez uyum gösterirler ; büyük bir rahatlıkla gruba katılırlar. Ancak bir süre sonra bu \"rahat çocuklar\" da huzursuzlaşmaya başlarlar. Yuvayı genellikle yetişkinlerin istediği, yerine getirilmesi gerekli bir görev olarak görüp bir süre sonra “tamam, istediğiniz gibi gittim ama artık gitmek istemiyorum\" tavrını benimser. Yuva başlangıcı, onlar için büyük bir heves ve beklentiyi simgeler, Gerçekten de oyuncağın ve arkadaşın bol olduğu bu ortam ilk günlerde onlar için çok çekicidir.Belli bir süre sonra bu ortamın evden farklı olduğunun farkına varır. Bu da onlar için yeni bir şeydir.
Bazı çocuklar içinse hiçbir reddetme davranışı görülmemekle birlikte, hırçınlık, bebekçe davranışlara geri dönme ve nedensiz öfke nöbetleri görülebilir. Özetle yuva ortamı yeni gelen çocuğa zor gelir. İsteyerek ve severek gelse bile bu yeni ortama, çevresindeki yeni insanlara alışması için belli bir süre; en azından bir ay geçmesi gerekir. Altını çizmekte yarar gördüğümüz bir başka nokta daha var ; Bu yaşlardaki çocuk için soyut olanın değil, somut olanın, yani nesnenin öğretici bir değeri vardır. Bazen çocuk için soyut bir kavram olan yuva hakkında yapılan sözel açıklamalar, zaten tedirgin olan çocuğun kafasını iyice karıştırır.Somut davranışlara ve nesnelere daha çok önem veren okul öncesi çocuğuna yapılan bu gereksiz açıklamalar onun olayı yanlış algılamasına ve gerginliğinin artmasına neden olabilir: Ona asıl gereken artık günün belli saatlerinde bulunacağı kendisi için yeni olan bu ortamı görüp tanımasıdır.
Her şeyden önce yuvaya çocuğunu veren siz velilerin rahat olması gerekiyor.
Verdiğiniz karara seçtiğiniz yuvaya güveniyorsanız,çocuğunuzun uyum sorunu yuvanın da yardımıyla daha kolay çözülecektir. Önemli olan çocuğun yaşayacağı bu alışma sürecinin duyarlı ve sevecen bir yaklaşımla yönlendirilmesidir. Sevecen,tatlı dille ama kararlı ... uzun vedaların durumu yalnızca zorlaştırdığını unutmayalım.
Öğrenmek Kişisel Bir İştir
Biz her çocuğun öğrenmeye olan ihtiyacını ve istekliliğini şaşırtıcı, kışkırtıcı, haz verici, eğlendirici öğrenme ortamları ve etkinlik programları ile destekleriz. Farklı alanlardaki yetenekleri su yüzüne çıkarmak üzere tasarlanmış bu etkinlik programları sayesinde çocuklar becerilerinden memnun ve kendine güvenen bireyler olarak yaşamayı öğrenirler. Kendi ve çevresiyle barışık bu küçük bireyler ise barış ve zenginlik içinde bir ortam yaratır. Bizimde içimiz sevinç ve umut dolar. Saygılarımızla